29 Safer 1448 (29.02.1448) | 12.08.2026
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Resûlullah aleyhissalâtu vesselam'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı Allah'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu. Ona: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu."
Tirmizi, Kıyamet 61, (2519).
İbrahim Nehâi anlatıyor: "Dahhâk İbnu Kays, Mesrük'u işçi olarak kullanmak istemişti. Umâre tu'bnu Ukbe ona:
Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Necrân'ın iki sahibi Seyyid ve Âkıb, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a geldiler. Onunla mülâane yapmak istiyorlardı.
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"(Kıtlık) senesi, yağmurun yağmadığı (sene) değildir. Asıl kıtlık senesi, yağmur bol bol yağdığı halde yerin hiçbir şey bitirmediği senedir."
Müslim, Fiten 44, (2904).
Mutarraf İbnu Abdillah İbni'ş-Şıhir, babasından naklen diyor ki: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Ademoğlunun misali, yanıbaşında doksandokuz tane (öldürücü) belanın bulunmasına benzer: Bu belalardan kurtulmuş olsa bile, sonunda ölünceye kadar çekeceği düşkünlük hali yakalayacaktır."
Tirmizi, Kader 14, (2151).
İbnu Abbas radıyallahu anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İki (büyük) nimet vardır. İnsanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır:
- Sıhhat,
- Ve boş vakit!"
Buhâri, Rikâk 1; Tirmizi, Zühd 1, (2305).
Yine İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: "Müseylime-i Kezzâb, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm zamanında (Medine'ye) gelip ve: "Eğer Muhammed bu işi (hilafeti) kendinden sonra bana bırakırsa ben ona tabi olurum" demeye başladı. Sonra kavminden kalabalık bir cemaatle Medine'ye geldi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm da Sâbit İbnu Kays İbni Şemmâs ile birlikte ona uğradı. Bu sırada Aleyhissalâtu vesselâm'ın elinde bir dal parçası vardı. Arkadaşlarının arasında oturmakta olan Müseylime'ye yaklaştı ve:
"Sen benden şu parçayı istemiş olsan dahi bunu sana vermem! Sen, Allah'ın senin hakkındaki emrini asla tecavüz edemeyeceksin. (Şayet bana itaatten) yüz çevirecek olursan Allah mutlaka senin hakkından gelecektir. Öyle zannediyorum ki, sen, hakkında banna ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin! (İşte Sâbit, bana bedel sana cevap verecek!" buyurup, oradan ayrıldı.)
İbnu Abbas der ki: "Ben, Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: "Öyle zannediyorum ki, sen, hakkında bana ne gösterilmiş ise, o gösterilmiş olan kimsesin" sözü ile neyi kastettiğini sordum. Ebu Hureyre radıyallahu anh bana şu hususu haber verdi: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurmuştu ki:
"Ben bir gün rüyamda, elimde iki altın bilezik gördüm. Yine rüyamda onlara fazla bir ilgi göstermiştim. Allah Teâla hazretleri: "Onlara üfle!" diye vahyetti, ben de üfledim, derken uçup gittiler. Ben bunları, benden sonra çıkacak iki yalancı ile yorumladım"
Ravi, Ubeydullah der ki: "Bunlardan biri, San'a'nın sahibi el-Anesi, diğeride Yemâme'nin sahibi Müseylime'dir.
Buhari, Menâkıb 25, Megâzi 70, 71, Tevhid 29; Müslim, Rü'ya 21, (2273).
Seleme İbnu Nu'aym İbni Mes'ûd el-Eşca'i, babası radıyallahu anh'tan anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'ın, Müseylime'nin kendisine yazdığı mektubu okuyunca, mektubu getiren iki elçiye şöyle söylediğini işitmiştir: "Bu yazdığı meselede siz ne diyorsunuz?" Elçiler:
"Biz de onun söylediğini söyleriz!" dediler. Bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: "Eğer elçileri öldürmemek kaide olmasaydı boyunlarınızı muhakkak uçururdum!" buyurdular."
Ebu Dâvud, Cihad 166, (2761).
İbnu Amr İbnu'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, beraberinde Tâif'e giderken bir kabre uğrayınca şunu söylemişti: "Bu kabir, Ebu Riğâl'in kabridir. Şu Harem mıntıkası sebebiyle (kavmine gelen musibetten) mâsum kalmıştı. (Harem'den hârice) çıkınca kavmini çarpan bela onu da burada yakaladı ve buraya defnedildi. Söylediğimin delili, altından bir dalın beraberinde gömülmüş olmasıdır. Eğer kabri açacak olsanız, onu bulup çıkarırsınız!"
Bunun üzerine halk, alelacele orayı kazıp mezkur altın dalı çıkardı."
Ebu Dâvud, Harac 41, (3088).