🏠︎    KUR'AN-I KERİM TÜRKÇE MEALİ (ELMALILI M. HAMDİ YAZIR)

68 - Kalem

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH'IN ADIYLA

1
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ
Meali: Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
2
مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ
Meali: Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
3
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ
Meali: Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
4
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
Meali: Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ
Meali: Sen de göreceksin, onlar da görecek.
6
بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ
Meali: Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
7
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
Meali: Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
8
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ
Meali: O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
9
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
Meali: Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
10
وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ
Meali: Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
11
هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ
Meali: Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
12
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ
Meali: Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
13
عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ
Meali: Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
14
اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ
Meali: Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
15
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ
Meali: Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları” der.
16
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ
Meali: Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
17
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ
Meali: Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ
Meali: İstisna da etmiyorlardı ("inşaallah" demiyorlardı).
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ
Meali: Fakat onlar uyurken dolaşıcı bir belâ onu sardı da,
20
فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ
Meali: Bahçe simsiyah kesiliverdi.
21
فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ
Meali: Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:
22
اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ
Meali: "Haydi, devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
23
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ
Meali: Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.
24
اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ
Meali: "Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diyorlardı.
25
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ
Meali: (Zanlarınca yoksulları) engellemeye güçleri yeterek erkenden gittiler.
26
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ
Meali: Fakat bahçeyi gördüklerinde: "Biz herhalde yanlış gelmişiz" dediler .
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
Meali: "Yok, biz mahrum edilmişiz." (dediler).
28
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَـكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Meali: İçlerinde en makul olanı şöyle dedi: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize dememiş miydim?"
29
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ
Meali: "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zalimler imişiz." (dediler).
30
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
Meali: Ardından suçu birbirlerine yüklemeye başladılar.
31
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ
Meali: Yazıklar olsun bize, dediler, biz azgınlarmışız.
32
عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْراً مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
Meali: Ola ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimize yönelir, ondan umarız.
33
كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟
Meali: İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi.
34
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
Meali: Kuşkusuz korunanlar için de, Rableri katında nimetleri bol bahçeler vardır.
35
اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ
Meali: Öyle ya, teslimiyet gösterenleri suçlular gibi tutar mıyız hiç?
36
مَا لَـكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ
Meali: Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
37
اَمْ لَـكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ
Meali: Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz?
38
اِنَّ لَـكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ
Meali: O kitapta, "beğendiğiniz her şey sîzindir" diye mi yazılı?
39
اَمْ لَـكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَـكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ
Meali: Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var?
40
سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ
Meali: Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
41
اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ
Meali: Yoksa ortakları mı var onların? Doğru iseler ortaklarını getirsinler.
42
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ
Meali: O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler. Fakat güç yetiremezler.
43
خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
Meali: Gözleri düşük bir halde kendilerini bir zillet kaplar. Oysa onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.
44
فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ
Meali: Bu sözü yalanlayanı bana bırak. Onları bilmedikleri yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.
45
وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ
Meali: Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır.
46
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ
Meali: Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?
47
اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Meali: Yoksa gayb onların yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
48
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ
Meali: Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
49
لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
Meali: Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı.
50
فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Meali: Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
51
وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ
Meali: O kafirler Kur'ân'ı işittikleri zaman neredeyse seni gözleri ile devireceklerdi. Bir de durmuşlar "o bir deli” diyorlar.
52
وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ
Meali: Halbuki o âlemler için bir öğüttür.
« Sure Listesine Dön