YUNAN ESİRLERİ
3 Eylül 1922'den, oniki gün sonra; Ankara zaferi gözlerde canlandıran bir savaş sonu sahnesine tanık olarak tarihi bir gün yaşıyor...
Yunanlı esirler geliyordu. Şafakla beraber istasyon çevresi halkla dopdoluydu. Saat 16 da trenin düdüğü duyuldu, ağır ağır gara girdi, 150 den fazla Yunanlı esir subaylar, gar önündeki faytonlara bindirildi. Halkın galeyanı jandarma ve ordu birlikleriyle, yanlarında bulunanlarca teskin edildi. Birden ortalık derin bir sessizliğe gömüldü. Türk ulusundan başka hiçbir ulus böylesine asil bir metanet ve tahammül gösteremezdi. Faytonlar hareket etti. Türkiye Büyük Millet Meclisinin nüne geldiklerinde dalgalanan Türk Bayrağını görünce oturdukları yerden ayağa kalkarcasına bir davranışla selâm durumu alıp, uzaklaşıncaya kadar öylece kalakaldılar. Kafile Sarıkışlaya geldi. Mevki ve Garnizon Komutanları faytondan inen esirlere:
-Geçmiş olsun, hoş geldiniz!...
diyerek içeri alıp birer konuk gibi odalara ikişer ve dörder kişi olarak yerleştirdiler. İçlerinde Türkçe bilenlerin aracılığı ile anlaşma güçlüğü de olmamıştı. Yol yorgunluğunu yaptıkları banyo, temizlik ve ikram edilen çay ve
kahvelerle giderdikten sonra Mevki Komutanı:
-Serbestsiniz. Avluda da dilediğiniz gibi gezebilirsiniz noksan ve ihtiyaçlarınız varsa söyleyiniz!..,dedi.
Esir yunan subayları sevinçten şaşkına dönerek. önce ailelerine mektup yazmak için kağıt kalem istediler.
Üç gün sonra Ankara'ya ikinci esir kafilesiyle, Başkomutanları General Trikupis ve diğer Komutanları geldi. Gazetecilerin sorularını şöyle cevapladı:
-...Nihayet beyaz bayrak çektik. Gelip bizi teslim aldılar. Tutuklandıktan sonra, daima şükranlığını duyacağım herkesten çok iyi muamele gördük. Yurddaşlarınız, cidden çok yüce gönüllü davrandılar. Hiç birimizin burnu
bile kanamadı. Bunu unutamayız...
General İsmet, beni Başkomutanınızın yanına götürdü. Mustafa Kemal Paşa, sakin, varuk, metin, ciddi. Her sözünü tartarak söyleyen ve karşısındakini hemen etkileyen bir kişi. Görünüşe kapılmamış, her işi düşünerek hesaplamış, gerçeklere dayanarak kararlaştırıp, uygulanışını da dikkatle izleyerek ona göre yerinde ve zamanında tedbirler almasını bilmis büyük bir insandır. Ordunuz ayrı ayrı değerli kişiler kurulmuş, en iyi bir komuta heyetine sahiptir. Türkler, cidden çok cengâverdir. Yenilgimizde en büyük neden belki de topçularınızın etkili, isabetli atışları oldu..."
İkinci esir kafilesinin gelişinden bir hafta sonra Mustafa Kemal Paşa, Ankara'ya geliyordu, Başkomutanın gelişini kesinlikle görmek isteğini gösteren General Trikopis de, uzaktan olsun görebileceği bir ağaç altına getirilir.
Heyecan, sevk ve sevgiyle yerinden oynayan ve gök gürültülerini andıran alkışlarla çınlayan kentin sevgili liderini, komutanına tarife sığmaz bir arzuyla bağrına basışını gören Trikopis ilk kez yaşaran gözlerini silerek, titrek bir sesle:
- Büyük ulus, büyük serdar. Yazık ki, biz tanıyamamışız. Anlamakta da gecikmişiz...
demekle yetindi...